1.GİRİŞ
Türkiye’de cezalandırma sistemi cezaevine girdikten sonra da bitmemekte kişinin sağlıklı kalmaması için her koşul sağlanmaktadır. Şöyle ki; Türkiye’de uygulanan hukuk sistemi, buna bağlı olarak ceza sistemi ile alakalı bir değerlendirme yapmak gerekir. Kaldı ki ülkenin gündemine bakıldığında hukuksuz bir şekilde insanlar tutuklanmaktadır. Demokrasi ve özgürlükten uzaklaşıp tamamen güvenlikçi politikalara geçtikleri için sürekli insanlar tutuklanmaktadır. İnsanlar yürüyüşe katıldığı için tutuklanıyor; parti temsilcileri, milletvekilleri parti faaliyeti yürüttüğü için tutuklanıyor; öğrenciler hukuksuzluğa karşı protesto ediyor tutuklanıyor. Mevcut uygulanan sistem ile herkesin cezaevine girme ihtimalinden bahsedilmektedir. Cezaevine girdikten sonra da bitmiyor: Sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin cezaevleri önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunmaktadır. Uygulanan ceza infaz sistemini hem mevcut mevzuat üzerinden hem de cezaevlerinin fiziki hatları üzerinden değerlendirmek gerekmektedir.
2. İNFAZ HUKUKUN AMACI
Ceza infaz kurumları, tutuklanan veya hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilen kimselerin barındırıldığı, iç ve dış güvenlik bakımından özel tedbirlerin alındığı kamu binalarıdır. Buralarda görevli personelin temel görevi, tutuklu ve hükümlülerin topluma yeniden kazandırılacak şekilde ıslah edilmeleridir. Nitekim çağdaş infaz hukukunda geçerli olan ve serbestliğe doğru gidişi hedefleyen infaz sisteminin esasları şu şekilde sıralanabilir:
a) İnsan kişiliğine saygılı ve zaaf göstermeyen bir disiplin,
b) Hapishaneden çıkışa hazırlayan, çalışmaları çekici hale getirmek,
c) Haberleşme ve ziyaret imkanlarının genişletilmesi
d) Eğitim ve sosyal faaliyetlerin geliştirilmesi,
e) Hükümlü ve tutukluya hakları ve cezaevi yaşamı konusunda bilgi vermek.
3. CEZAEVLERİNİN GENEL DURUMU
Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST), açıklanan verilere göre Türkiye’de, toplam 304.964 kapasiteli 402 hapishanede 420.904 mahpus tutuluyor. 120.013 mahpus açık, 300.891 mahpus kapalı hapishanelerde kalıyor. Bu mahpusların 357.646 ’sı hükümlü, 63.258’i tutuklu. 200‘ü LGBTİ+, 14.276’sı yabancı, 1.453’ü ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsüdür.
Türkiye’de cezaevi nüfusu son on yılda %136 arttı.
Nitekim 2015’te 177 bin olan tutuklu ve hükümlü sayısı, 1 Eylül 2025 itibarıyla 419 bine yükseldi. Bu rakam cezaevlerinin resmi kapasitesinin yaklaşık 100 bin kişi üzerindedir. World Prison Brief verilerine göre Türkiye’de her 100 bin kişiye 484 tutuklu veya hükümlü düşüyor ve bu oran Türkiye’yi cezaevi yoğunluğunda dünyanın ilk 10 ülkesi arasına taşıyor.
4. CEZAEVLERİNİN SORUNLARI
Türkiye cezaevlerinde yaratılan kötü koşulların ve yaşanan hak ihlallerinin tutuklu ve hükümlülerde hem fiziksel hem de ruhsal hastalıklara yol açtığı, bununla tedavi süreçlerinin dahi bir işkence haline dönüştürüldüğünü, bu da cezaevlerinde her anlamda sağlıklı kalınamayacak bir ortam yaratıldığı bilinmektedir. İstediğin kitabı okuyamayıp, istediğini izleyemiyorsan sağlıklı olamazsın, sevdiklerinle iletişim halinde olamıyorsan sağlıklı kalamazsın. E ve M tipleriyle başlayan ardından F tipleri, yüksek güvenlikli cezaevleri derken şimdi de S tipleri var. Tamamen tekleştirmeye dönük, tecrit dediğimiz kavram aslında buradan çıkıyor. Kişinin cezaevinde sağlıklı kalamaması için her koşul yaratılmaktadır. Mahpuslar, cezaevinde beslenme, barınma ve diğer kötü fizikî koşullar nedeni ile sağlıklarından oluyor, tedavi hizmeti alamıyor, tahliye olanlarda birçok sağlık sorunu tespit ediliyor. Ne var ki Türkiye cezaevlerinde ağırlaşan baskıyı, tecridi ve sağlıksız tutulma koşullarını bilenlerin, insan hakları derneklerinin, hukuk örgütlerinin, tutuklu hükümlü ailelerinin uyarıları ne yazık ki gerçek oldu. Cezaevinden çıkan tabutların sayısı olağandışı şekilde arttı. Cezaevlerinde kalabilir raporu verilen hasta tutsaklar cezaevlerinde yaşamlarını yitiriyor, kalp krizi sonucu ölümler ve intiharlar artıyor. Nitekim Kocaeli’nde hücresinde ölü bulunan Garibe Gezer, Tekirdağ F tipi cezaevinde intihar etti denilen Vedat Erkmen ve en son Silivri 5 No’lu cezaevinde işkence sonucu hayatını kaybettiği iddia edilen Ferhan Yılmaz ve kamuoyuna yansımayan daha niceleri…
Cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülere sunulan yatılacak alan, hava değişimi, banyo ve tıbbi olanaklar gibi fiziki nedenlerden kaynaklanan düşük yaşam koşulları; cezaevlerindeki isyanlar, firarlar, çatışmalar, koğuşlara girmenin imkansızlığı gibi güvenlik sorunları; iç ve dış güvenliğin farklı kurumlarda olması ile yönetimden kaynaklanan sorunlar; insan hakları kurumlarının açıkladığı raporlarda da, kalabalık koğuşlar, hastaları olumsuz etkileyen tek hücreli nakil araçları, sevklerde çıplak arama baskısı, revir ve sağlık kuruluşları için uzun süre beklenen sıralar, sıcak su ve hijyen malzemelerine erişimde aksaklıklar, sağlıksız yemekler, doktorların kelepçeli muayene dayatması, koğuşların yetersiz sıcaklığı, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi gibi koşulların cezaevine giren sağlıklı insanların hastalıklara yakalanmasının temel sebepleri arasında gösteriliyor. Tüm bunların birleşmesi iyi bir infaz rejiminin uygulanmasını ve dolayısıyla tretmanı imkânsız kılmaktadır. Nitekim;
Kötü Cezaevi Şartları ve Koğuştaki Kişi Sayısının Fazla Olması
Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru
Fatih Seyis Başvurusu
Başvuru Numarası: 2018/32269
Karar Tarihi: 14/6/2023 R.G. Tarih ve Sayı: 17/8/2023 – 32282
GENEL KURUL – KARAR
I. BAŞVURUNUN ÖZETİ
“1. Başvuru; ceza infaz kurumunda kalabalık odada tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının, kurum idaresi aracılığıyla, ücreti kendisince karşılanmak suretiyle süreli yayın satın alma talebinin reddedilmesi nedeniyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan 12/4/2018 tarihinde naklen getirildiği Düzce T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) tahliye olduğu 22/1/2019 tarihine kadar barındırılmıştır.
3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının fazlalığı nedeniyle koşulların uygun olmadığından ve talep ettiği gazetenin satışının yapılmamasından şikâyet etmiş; odadaki kişi sayısının azaltılması ve gazetenin satışının yapılması talebiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Hâkimlik; İnfaz Kurumuna nakil yoluyla ve aniden çok sayıda tutuklama olması nedeniyle kapasitenin çok üzerinde hükümlü ve tutuklu girişi yapıldığı, bu nedenle koğuşlarda kapasitenin çok üzerinde hükümlü ve tutuklu barındırıldığı, bu sorunun nakillerle giderilmeye çalışıldığı, başvurucunun satın almak istediği gazeteyle ilgili olarak da yeterli sayıda talep olmadığından gazetenin gazete bayisi tarafından İnfaz Kurumuna getirilmediği gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.
4. Başvurucunun hâkimlik kararına itirazı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle ağır ceza mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.
5. Nihai karar 2/10/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 15/10/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm, başvurunun Genel Kurula sevk edilmesine karar vermiştir.
II. DEĞERLENDİRME
9. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
A. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia
10. Başvurucu; İnfaz Kurumu idaresi aracılığıyla, ücretini karşılamak suretiyle Yeni Asya gazetesini satın alma talebinin gerçeğe aykırı şekilde, yeterli talep olmadığı gerekçesiyle reddedildiğini ileri sürmüştür. Bakanlık, başvurucunun iddialarının temellendirilememiş şikâyet niteliğinde olabileceğini, esas yönünden ise belirtilen ilgili mevzuat ve Anayasa Mahkemesi kararlarının yapılacak tespit ve değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiğini beyan etmiştir. Başvurucu, karşı beyanda bulunmamıştır.
11. Başvuru, ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.
12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
13. Anayasa Mahkemesi Recep Bekik ve diğerleri ([GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019) kararında olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan bir başvuruyu inceleyerek uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Mahkeme, bu çerçevede süreli yayınların ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlülere teslim edilip edilmemesinde keyfîliği engelleyecek, aynı hukuki durumda olanlara aynı uygulamanın yapılmasını sağlayacak, açık, yol gösterici ve istikrarlı idari uygulamaları garanti edecek bir mekanizmanın bulunmadığı gerekçesiyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Her ne kadar Recep Bekik ve diğerleri kararından sonra 14/4/2020 tarihli ve 7242 sayılı Kanun ve buna bağlı düzenleyici işlemlerle bir dizi önlem alınmış ise de eldeki başvurunun söz konusu yasal ve uygulamaya dönük değişiklikten önceki müdahalelere ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Bu sebeple eldeki başvuru yönünden anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
14. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
B. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
15. Başvurucu; barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle tuvaletin önünde yattığını, koğuşta iki tuvalet, bir banyo olduğundan sürekli sıra beklediğini, temiz hava ve oksijene erişemediğini, sağlık ve hijyen açısından ciddi problemler olduğunu ileri sürmüştür. Bakanlık başvurucunun iddialarının savunulabilir bir iddia olup olmadığı hususunun incelenmesinde Anayasa’nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılacak tespit ve değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiğini beyan etmiştir. Başvurucu, karşı beyanda bulunmamıştır.
16. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.
17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
18. Anayasa’nın 17. maddesi, ceza infaz kurumunda tutulan bir mahpusun içinde bulunduğu şartların insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını da koruma altına almaktadır. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların mahpusları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir. Bu bağlamda aşırı kalabalıklaşma ve kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerde üç faktör göz önünde bulundurulur: Bunlar her mahpus için en az 4 m² zemin alanı olması, her mahpusun ayrı bir uyku yeri olması ve koğuşun genel yüzeyinin mahpusların mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin verecek şekilde olmasıdır. Anılan üç faktörden birinin yokluğu kendi başına tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşturacaktır. Ayrıca çok kişilik koğuşlarda bir kişi için olan asgari yaşam alanının 4 m²nin altına düşmesi hâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline yönelik ortaya çıkacağı değerlendirilen güçlü karine üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilecektir. İlk olarak asgari kişisel alanın 4 m²nin altına düşmesi kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olmalıdır. İkinci olarak bu tür azalmalar koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmelidir. Son olarak başvurucu genel olarak uygun nitelikte olan, tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmalıdır (Cengiz Yetgin [GK], B. No: 2019/39068, 14/6/2023, §§ 58-63)
19. Başvurucu, şikâyetçi olduğu İnfaz Kurumunda 280 gün barındırılmıştır. Başvurucuya bu sürenin ilk 34 günü 4 m²lik bir kişisel alan, tahliye olduğu tarihe kadar sekiz aydan fazla bir süre de 3,6 m², 3,7 m² ve 3,9 m² arasında değişen kişisel alan sağlanabilmiştir. Başvurucuya tahsis edilen kişisel alanın en az olduğu (3,6 m²) periyodun yaklaşık iki ay aralıkla otuzar gün olmak üzere toplam altmış gün sürdüğü tespit edilmiştir. Bunun dışında geriye kalan sürenin çoğunluğunda da başvurucuya 3,7 m²lik bir alan sunulmuştur. Sonuç olarak başvurucuya sağlanması gereken asgari kişisel alanın birbirini takip eden zaman dilimlerinde toplam sekiz ay boyunca 4 m²nin altına düştüğü görülmüştür. Asgari kişisel yaşam alanındaki bu azalma kendi başına tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde güçlü bir karine oluşturmaktadır.
20. Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline yönelik ortaya çıkan güçlü karine üç unsurun bir arada bulunması hâlinde ortadan kaldırılabilecektir. İlk olarak değerlendirilmesi gereken asgari kişisel alanın 4 m²nin altına düşmesinin süresi, sıklığı ve çapıdır. Bu kapsamda sekiz aylık bir süre boyunca devam eden kişisel alan eksikliğinin kısa süreli, küçük çaplı ve ara sıra olduğu söylenemeyecektir. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa’nın 17. maddesi anlamında kötü muamele yasağı olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte bulunan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin diğer iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.
21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
IV. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. 1. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 78.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin bilgi için Düzce İnfaz Hâkimliğine (E.2018/1468, K.2018/1487 sayılı karar) GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 14/6/2023 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. “
Şeklinde karar verilmiştir.
Diğer yandan cezaevlerinin sorunlarının çözümünde uluslararası belgeler yol gösterici rol oynamaktadır. Bunlar arasında, Birleşmiş Milletlerce 31 Temmuz 1957’de kabul edilen “Hükümlülere Muamelede Uyulacak Asgari Esaslar” ile Avrupa Konseyi tarafından 19 Ocak 1973’te kabul edilen “Hükümlülere Muamelede Asgari Esaslar” (Bakanlar Komitesi tarafından üzerinde yeniden çalışılmış ve 12 Şubat 1987’de kabul edilen tavsiyeler ve kararlaştırılan yenileriyle birlikte 100 adet “Avrupa Ceza İnfaz Esası” adını almıştır) özellikle belirtilmelidir.
Türk cezaevlerindeki asgari yaşam standartlarının batıya göre düşük olduğu kuşkusuzdur. Bunları yatılacak alan, beslenme, sağlık, banyo imkanları yönünden sıralamak mümkündür. Türk hapishanelerinde yatılacak yüzölçümü 1-2,5 metrekare arasındadır. Bu durum, Batıda 4,5-7,5 metrekare iken, Ohio Eyaletinde 13 metrekaredir. ABD’de her mahpusa bir tuvalet ve 10-15 mahpusa bir duş bulunurken, Türkiye’de ortalama 90 kişiye iki duş ve 25 kişiye bir tuvalet düşmektedir. Bu durum, bazı kaynaklarda Churchıll, bazılarında ise, Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki cezaevi sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu göstermektedir.
Burada öncelikle ve önemle belirtmek gerekir ki; cezaevindeki güvenlik sorunları da denilince isyandan, açlık grevine, firarlara ve ölümlere kadar olan sorunlar anlaşılır. Cezaevine giren hükümlü ve tutuklular, ceza ve tutukevlerine girdikleri anda ki gibi, fiziki ve ruh benliklerine zarar verilmeksizin infaz sonrası özgürlüklerine kavuşması gerekmektedir. Nitekim güvenliğin zaafa uğramasında cezaevlerine gıda maddesi girişinin önemli rolü vardır; çünkü, silâh, uyuşturucu, cep telefonu gibi şeyler, genellikle yiyecek maddeleri içerisinde cezaevlerine sokulmaktadırlar. Bunu önleyebilmek için, cezaevlerine özel günler dışında gıda maddesi girişi önlenmelidir. Elbette bunun için cezaevlerindeki beslenme koşullarının da mutlaka iyileştirilmesi gereklidir. Örneğin, Almanya’da, hükümlü gıda ve keyif verici maddeler paketlerini yılda üç defa kabul etmeye izinlidir; bu kural olarak Noelde 5 kg, paskalya ve doğum gününde 3’er kg ile sınırlanmıştır. Elbette hükümlünün, ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla alışverişini yapma hakkı vardır. Alışveriş serbest pazarda değil, kurum tarafından sunulan mallardan yapılır; ancak hükümlülerin istek ve ihtiyaçları dikkate alınmak zorundadır.
Türkiye’de koğuş sistemine dayanan cezaevlerimiz cezaevi mimarisine uymayan ev teknolojisi ve malzemesi ile inşa edilmişlerdir. Bu nedenle, isyana, firara ve ideolojik eğitime uygundurlar. Gerçekten de koğuşlarda dayanışma ve iş birliği psikolojisi hâkim olduğundan hükümlü ve tutukluların denetimi, dolayısıyla arama ve sayımları güç olmaktadır.
Koğuş, 16 ilâ 150 kişinin 24 saat yaşamı birlikte paylaştıkları yerlere denilir; buraların, koğuş ağalığından meydancılığa kadar yazılı olmayan kuralları vardır. Koğuş esasına dayanan Türk cezaevi sisteminde, “koridorlar idareye, yaşam yerleri mahpuslara ait olduğundan dolayı, ‘olaylar’ gelişmeden önce idare haberdar olup önleyici tedbirler alamadığı gibi, çıkan olayları bastırmak için çok büyük riskleri göze almak” gerekmektedir. Bu bakımdan cezaevlerindeki güvenlik ve tretman sorunlarının temelinde çağdışı kalmış cezaevi mimarisine dayanan infaz sistemi bulunmaktadır. Gerçekten de koğuş sistemi esasına dayanan ceza ve tutukevlerinde güvenlik ve tretman sağlanamamaktadır. Çoğu zaman yatacak yer problemi olan bu koğuşlarda bırakınız tretmanı, idarenin buralarda sayım yapabilmesi bile mümkün olmamaktadır.
Koğuş sistemine dayanan cezaevleri yerine, oda sisteminin esas olduğu cezaevlerinde infaz uygulamasına geçilmesinin pek çok sorunu çözeceği kuşkusuzdur. Burada, elbette “cezaevi mimarisi” de önem taşımaktadır. Bu bakımdan, “hücre” yoluyla izolasyon esasına dayalı ve çağdaş cezaevi mimarisine aykırı olarak yapılan ve sonradan büyük masraflarla tadil edilen Eskişehir Özel Tip Cezaevi, Türk infaz hukukunda “oda sistemine” karşı gösterilen kötü bir örnek oluşturmaktadır. Nitekim Uluslararası belgelerde, çağdaş infaz rejiminde kural olarak “oda sisteminin” geçerli olması gerektiğini ifade etmektedirler. Gerçekten de Birleşmiş Milletlerce 31 Temmuz 1957’de kabul edilen, “Hükümlülere Muamelede Uyulacak Asgari Esasların Yatacak Yer”16 ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesince 12 Şubat 1987’de kabul edilen “Avrupa Cezaevi Kurallarının Barınma yerleri” başlıklı kuralları, bunu kural olarak “tek kişilik oda sistemi” şeklinde belirtmektedirler. Alman İnfaz Kanunu da mahpusların dinlenme zamanlarını yalnız olarak odalarında geçirecekleri; eğer bir mahpusun yardıma ihtiyacı varsa veya yaşamı ve sağlığı için bir tehlike mevcutsa, müşterek odada(koğuş) kalmanın caiz olduğunu düzenlemektedir.
Hemen belirtelim ki, bizde uygulanan koğuş sistemi ile infazdan beklenenin sağlanması, yani hükümlülerin iyileştirilmesi mümkün değildir. Nitekim, Avrupa Ceza İnfaz Esaslarının 14’üncü maddesi hükümlülerin kural olarak geceleri tek kişilik odalarda bulundurulmaları gerektiğini, hükümlülerin birlikte bulundurulmalarının infazın amaçları yönünden zararlı olduğunu belirtmektedir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesi uyarınca, hiçbir kimse işkenceye, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye maruz bırakılamaz.
Türkiye’deki cezaevlerinden kötü muamele ve insanlık dışı koşullar nedeniyle kaçmıştır. Türkiye’deki cezaevi koşullarıyla ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) birçok kararında, özellikle kalabalık koğuşlar, yetersiz sağlık hizmetleri ve işkence iddiaları eleştirilmiştir. Şöyle ki;
Güveç/Türkiye 20 Ocak 2009 Başvuran;
“Söz konusu zamanda 15 yaşındadır ve yetişkin mahkemesi nezdinde yargılanarak, yasa dışı bir örgüte üye olmakla suçlu bulunmuştur. Başvuran, dört buçuk yılı aşkın süredir yetişkin cezaevinde tutuklu yargılanmış olup, psikolojik problemleri için kendisine tıbbi bakım sağlanmamış ve intihar girişimlerinde bulunmuştur. Mahkeme, başvuranın yaşı, yetişkinlerle bir arada tutulduğu süre, yetkililerin yeterli tıbbi bakımı sağlamadıkları veya başvuranın tekrar tekrar intihar girişiminde bulunmasını engellemek adına girişimde bulunmadıkları ve başvuranın insanlık dışı ve aşağılayıcı Tematik Bilgi Notu – Tutuklu ve hükümlülerin tutuldukları koşullar ve gördükleri muamele 10 muameleye maruz bırakıldığı göz önünde bulundurulduğunda, Sözleşme’nin 3. maddesinin (insanlık dışı veya onur kırıcı muamele yasağı) ihlal edildiğine hükmetmiştir.”
10 Haziran 2025 Tarihli The Case of Kaçır and Others v. Türkiye Kararı;
“Kacır ve Diğerleri / Türkiye kararında, aralarında üç müvekkilimin de bulunduğu 37 başvurucunun, aşırı kalabalık, yetersiz hijyen, sınırlı fiziksel alan gibi temel insani standartlardan yoksun cezaevi koşullarına maruz bırakılmaları nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. maddesinin; ailelerinden yüzlerce kilometre uzakta tutulmaları ve makul nakil taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ise 8. maddesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir. AİHM, başvurucuların 3 metrekareden daha az kişisel alanda, uzun süreli ve sistematik biçimde barındırılmasının insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını ihlal ettiğini; aile bağlarını sürdürmenin fiilen imkânsız hale getirilmesinin ise özel ve aile hayatına saygı hakkının ihlali anlamına geldiğini tespit etmiştir. Mahkeme, başvuruculara farklı tutarlarda manevi tazminata hükmetmiş ve bu davanın da Türkiye’deki ceza infaz sisteminin yapısal sorunlarını ortaya koyduğuna işaret etmiştir.”
6. SONUÇ
Yukarıda detaylı şekilde arz ve izah edilen nedenler göz önüne alındığında Türkiye’de cezalandırma sistemi kişinin fiziki ve ruhen sağlıklı şekilde cezasını infaz edilmesine izin vermemektedir. Nitekim cezaevindeki tutuklu ve hükümlülerin topluma yeniden kazandırılacak şekilde ıslah edilmeleri gerekmektedir. Ne yazık ki; Türkiye cezalandırma ve infaz sisteminde bu mümkün görünmemektedir.
