Skip to main content

Burada öncelikle ve önemle belirtmek gerekir ki; feragat davacının talep sonucundan vazgeçmesi anlamında olup davayı sona erdiren taraf usul işlemidir. Feragat durumu 6100 sayılı HMK’nın 307-312 maddeleri arasında düzenlenmiş olup ayrıca İYUK 31.maddesinde, idari yargılama usulünde feragat konusunda HMK hükümlerine atıf yapmıştır. Fakat her iki alanın kendine has özellikleri olması hasebiyle feragat durumu idari yargılama usulünde iptal davasında uygulanmasında bilhassa farklılık teşkil edebilmektedir. Nitekim iki farklı yargılama usulünün kendine özgü ilkelerini dikkate alınmadan İYUK’nın HMK hükümlerine atıf yapmış olması, bu kanunun en dikkat çeken eksikliği olmuştur.

İdari yargılama usulünde feragat hususu md.31 ’Bu kanunda hüküm bulunmayan hususlarda,… feragat ve kabul,…Hukuk Muhakemeleri Kanunu uygulanır’ düzenlemesiyle, özel hukuk uyuşmazlıklarına uygulanan HMK hükümlerine atıf yapmıştır. Nitekim feragat davacının irade beyanıyla talep sonucundaki esas hakkından vazgeçmesi ve irade bozukluğu hallerinde iptal edilebilirliği mümkün olduğu için maddi hukuk işlemi; yine kesin hüküm gibi davayı sona erdiren bir etkisi olduğu için usul hukuku işlemi olarak değerlendirilmektedir. Feragat, dilekçeyle veya yargılama sırasında sözlü şekilde yapılabilmektedir. Lakin İdari Yargılama Usulünde yazılı yargılama ilkesi geçerli olduğu için sözlülük ilkesinin geçerli olmayacağı, mutlaka bir dilekçeyle feragat beyanını açıklaması gerektiği, dilekçeyi de İYUK md.4 düzenlenen gerekli yerlere verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

Feragatin şartlarını incelediğimizde öncelikle görülmekte olan bir dava olmalı, feragat beyanı açık olmalı, feragat beyanı davanın açıldığı mahkemeye yapılmalı, feragat hüküm kesinleşinceye kadar yapılmalı, feragat şarta bağlı yapılamaması, feragat beyanının karşı tarafın kabulüne bağlı olmaması, kısmi feragatin yapılabilmesi ve feragat beyanı yetkili kişi tarafından açıklanması gerektiği ileri sürülmektedir.

Nitekim bu şartları İYUK müesseseye uyguladığımızda birden fazla durum ortaya çıkabilmektedir. Şöyle ki; İptal davalarında feragat durumunda, öncelikle iptal davası idari işlemin yetki, sebep, şekil, konu, amaç unsurları açısından hukuka aykırı olmaları halinde menfaati ihlal edilenler tarafından işlemin iptali için açılan bir dava türüdür. İptal davası, sadece kişisel menfaatleri koruma amaçlı değildir, idarenin hukuk kurallarına göre hareket edip etmediğini denetleyen ve bu çerçevede de kamu yararının üstün tutulduğu bir hukuki korumadır. İdarenin hukuka uygun hareket etmesinde, idari işlem nedeniyle menfaati ihlal edilen kişinin menfaatinin ötesinde kamu yararı vardır. Menfaat koşulu, alakasız kişilerin dava açmasını önlemek için getirilmiştir. Davanın esasına girildiğinde, idari işlem hukuka uygun yapılmışsa, menfaat ihlali olsa dahi iptal edilmeyecektir. Görüldüğü gibi ortada davacının hakkının öncelikle etkili olduğu bir durum yoktur. Önemli olan idari işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesi olup, davacının menfaati idari işlemin mahkeme önüne taşınması için gerekli olmaktadır. Dolayısıyla, iptal davası açabilmek için, menfaat ihlali olması yeterli olduğu için, davacı davasından feragat ettiğinde, eğer bir hakkı yoksa, hakkından değil sadece menfaatinden vazgeçmiş sayılır.

İdari mahkemelerin görevi daha çok kamu düzenini ilgilendirir. Bu yüzden davacı davadan feragat etse dahi iptal davalarında kişisel zarar değil menfaat ihlali arandığı için idarenin yargısal denetimi açısından işbu davaya devam etmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

İdari mahkemelerde açılan tam yargı davaları idarenin işlem ve eylemlerinden dolayı hakkı ihlal edilen kişilerin açtığı, zararının tazminini idareden talep ettiği dava türüdür. Tam yargı davalarında iptal davalarının aksine hâkim zarara neden olan fiilleri, maddi olayları da inceler. Oysaki iptal davalarında hakim işlemin hukuk kuralları açısından denetimini yapar. Tam yargı davalarında sübjektif bir hakkın ihlal edilmesi koşulu olduğundan sonuçları da sübjektif niteliktedir, yani sadece davanın tarafları açısından geçerli olacaktır. Diğer yandan tam yargı davalarında işlem ya da eylemlerin hukuk kuralları içinde kalıp kalmadığı konu değildir; işlem ya da eylem hukuka uygun olsa dahi ortaya çıkan zararın idareye atfedilip atfedilmeyeceği incelenir. Bu sebeple, tam yargı davasından feragat edilmesinin mümkün olması kamu yararını olumsuz olarak etkilemeyecektir.

Nitekim davadan feragatin sonuçlarına bakıldığında; feragatin kesin hüküm sonuçlarını doğurması, davacının yargılama giderlerine mahkum olması, feragatten rücu edilememesi( irade sakatlığı hariç) ve feragat beyanı üzerine verilen mahkeme kararına karşı kanun yoluna başvurulabilmesi gibi neticeleri bulunmaktadır.

Sonuç olarak İYUK md.31′ de HMK hükümlerine atıf yapılmış olsa da idari yargılama usulü ile hukuk muhakemeleri yargılama usulünde feragat durumu farklılıklar hasebiyle idari yargının özelliklerine düştüğü ölçüde uygulanması gerekmektedir.

Leave a Reply